16 Mart 2014 Pazar

Tess Gerritsen Silent Girl Book Review- Sessiz Kız Kitap Yorumu

Tess Gerritsen’in dünyasını ve kalemini ne kadar sevdiğimden bahsetmiştim. Bu yazı Rizzoli & Isles serisinin sondan ikinci kitabı hakkında olacak. Sona kalanı okumaya yeni başladım. Biter bitmez bu deha ürünü hakkında da görüşlerimi bildireceğim.

Bahsetmek istediğim kitap ise Sessiz Kız.


Orijinal adı Silent Girl olan – kitap adı için yayın evi Doğan Kitap’a teşekkür ederim- Sessiz Kız  Çin mahallesinde yaşanan olayların kayıp kız vakasıyla bağlantısını anlatıyor. Sadece bu kadar da değil. Üstelik bu sefer işin içine Çin kültürü de dahil oluyor. Tarihi ve mitolojiyi seven biri olarak Tess Gerritsen’in Maymun Kral efsanesine yer vermesi beni çok memnun etti. Kitap için farklı bir tat verdiği su götürmez bir gerçek. Üstelik böylesi kült gerçeklerden bahseden bir kitabı okurken bile bir anlığına acaba bu gerçek mi diye düşünüyorsunuz.

Peki kitap da başka ne bulabilirsiniz?

Çin kültürü için sadece maymun kral denilmesi yanlış olur. Dövüş sanatları da yer tutuyor. Eğer bu tür hoşunuza gidiyorsa size sadece şunu söyleyebilirim ki seriden farklı bir yere sahip bir kitabı elinizde tutuyorsunuz. Polisiye kitapların çoğunda sayfalar ilerledikçe birilerini ölü bulursunuz. En son sayfaya kadar sürekli ceset sayısı artar. Elbette cesetler var ama bu kitap için tek gerçek değil. Daha çok efsaneler üzerinden ve çin kültüründen ilerliyorsunuz. Aklınızdaki tek soru katil kim olmuyor.

Aslında benim için işlenen cinayetin hiç bir önemi yoktu. Çünkü bu cinayet size ve Jane’I bir katliama yönlendiriyor ve işlerin rengi değişiyor. Karmaşık bağların bir bütün halini aldığı bu kitap için ne denir bilemiyorum.

Beklediğim kesin bir son olduğunu söyleyemem. Doğrusu kitabın sonuna kadar kahramanlarımız gibi benim de kafam biraz karışıktı. Neler olduğunu çözmeye çalışmaktan işi kimin yaptığına zaman ayıramadım. Fakat bunu kötü anlamda anlamayın. Kitap kesinlikle bir bütüne sahip ve olaylar arasında bağlantı kurmanız zor değil. Demek istediğim bu sefer işler Cerrah’ı aramaya benzemiyor.

Değinmek istediğim bir diğer noktaysa bu sefer olaylar etrafında en çok Jane’I görüyoruz. Bir bakıma bu kitap benim seriden ikinci favorim olan Buz Gibi Soğuk ile denge kuruyor. –Okuyanlar bilir ki Buz Gibi Soğuk Maura Isles için hayatta kalma savaşıydı, dolayısıyla bir Isles romanıydı.-

Bir diğer etken ise Jonny. Ekibe sürekli olarak katılır mı bilemem –çünkü sonraki kitapta henüz ortaya çıkmadı- fakat bu kitap için kendisine biçilen rol kesinlikle harikaydı. Jonny benim için –her ne kadar öyle yansıtılmasa da- güvenilmez bir tip. Rüzgarın ne zaman nereden eseceği belli olmaz. Yine de serinin Jonny gibi bir karaktere ihtiyacı vardı.

Küçük bir spoiler~
Bir blogda bunun iki karakterimizi de ölüme en çok yaklaştıran kitap olduğunu okumuş ve o hevesle almıştım. Ama hayal kırıklığı oldu. Benim için Jane’I ölüme yaklaştıran kitap kendi ve kızının mezarını kazdırıldığı kitaptı. Mezar sahnesinden bile sonra Jane’in kötü sesiyle kızına ninni söylemesi beni bu kitaptaki her sahneden daha çok sarsmıştı.

Son olarak zaten seriyi severek okuyan biriyseniz bu kitap sizin için bir günde bitirebileceğiniz ve Vay Be! Diyebileceğiniz bir kitap. Fakat henüz seriye başlamadıysanız lütfen Cerrah’ın ve size bekleyen diğer kitaplara doğru unutulmaz bir yolculuğa çıkın. Mümkünse Cerrah’I okurken diziye de başlarsanız etkisini artıracağını söyleyebilirim.


İyi okumalar!


I talked about that how I admire Tess Gerritsen’s world and style. This article is about the Rizzoli&Isles series’ penultimate book. I just started to read Last to Die, so the writing about this book will be here within the next few days.

However, today I will talk about Silent Girl.

Cases are related with Chinatown in Boston. There are also some missing girl issues which related with these cases in Chinatown. But it is not the end of story. Tess Gerritsen represent to us a new also ancient world of China with own culture.  As a person who likes history and mythology I fall in love with Sun Wukong, Monkey King, and legend. It definitely gives another taste to this amazing series. As all of us know, Tess Gerritsen’s novels talk about the real – mostly deadly ones-, on the other hand the legend of Monkey King makes you think about unreal issues, like a giant “hero” monkey.

So, what about the other issues?

For culture of China, Monkey King is not the only case. Art of fight – maybe a little assassination- of China is on the list of the book. If you like this kind, I can tell you that this novel led you go another world, even the previous books of series. You know, every criminal book has many victims, while you continue to change pages of books. Of course this book has victims but this is not the case that captures you. The only question is not who is the murderer.

Actually the crime in the beginning is nothing for me. Because this crime –murder- is guide you and Jane Rizzoli to another crime which is much bigger and conflict one. I cannot say that I guessed the end of book. The book has a unity, but I do not care about the murderer. The questions about Legend of Monkey King were much more crucial for me.

Other issue that I like to talk about is this is a Jane Rizzoli book. We always saw Jane rather than Maura.  This gave the balance between books – Ice Cold and Silent Girl-. I must be admitting that Tess Gerritsen is a mastermind.

Also, we have Jonny in that book. Yet, I do not trust that boy. You cannot know where the wind will blow. Still, the series needed a character like Jonny.

 A little spoiler~
I read blogs about Slient Girl, and one of them talks about that this book was the much more deadly one for Jane Rizzoli. Actually, this is not correct for me. When Jane dig her and her baby girl’s grave, this is the most dangerous part of her life. I was affected so bad when she starts to lullaby with her “bad” voice.

Lastly, ıf you already start the Rizzoli & Isles series, I give you guarantee that you admire Silent Girl. And, ıf you do not know anything about the Rizzoli & Isles, please start with The Surgeon and go on an unforgettable travel.

2 Mart 2014 Pazar

Çırak, Günahkar ve Siliniş'in Yazarı Tess Gerritsen Maratonu

Eğer henüz Tess Gerritsen adını duymamış ve kelimelerinin büyüsüne kapılmadıysanız hemen yazıyı okumayı bırakın. Gidip bir kitabını alın. Tavsiyem Rizzoli &Isles serisinin ilk kitabı olan Cerrah ile başlamanız.

Yazının bundan sonrası en azından Rizzoli & Isles serisini bilen ya da dizisini izleyenler için. Bu maratonda seriden tamamen ayrı olan kitapları yorumlayacağım. Şimdiye kadar bir yazımı okuduysanız bu kitabın konusundan çok kitabın size ne kazandırıp kazandırmadığı hakkında olacağını biliyorsunuzdur.

*Aşk Ölümden Uyanıştır ile başlayalım o zaman. Keeper of the Bride’ı böylesine çevirmelerine yine göz kırpıp geçelim. Sam Navarro ve Nina’nın ölüm tehlikesinde aşkı bulmalarını ve hayatta kalma savaşlarını anlatıyor. Aslında bu kitapta hayatta kalmanın sadece bombalarla ya da kurşunlarla alakalı olmadığını hissediyorsunuz. Hayatını yoluna sokmak ya da yolunda olduğunu sanmak farklı şeyler, ve sevgili yazarımız ustaca kalemini konuşturmuş yine.

Kitabı okurken gerildim mi? Aslında bakarsanız, evet. Her an Nina’nın bir şekilde öleceğini bekleyip durdum. Zaten bir yıkıntı halinde yaşayan Dedektif Navarrov’un da daha beter bir halde çöküşünü göreceğimi düşündüm. Belki de ben karamsarımdır, kim bilir. Kötü karakterimiz bombacıya duyduğum sempatiyi demeden geçemeyeceğim. Öyle bir yazar düşünün ki kötü karakteri bile anlamanıza neden oluyor. Tess Gerritsen’i Tess Gerritsen yapan da tam olarak bu.

*Diğer kitabımıza geçelim mi? Türkçe de adı Ruhundaki Zehirle Yüzleş. Asıl adı ise Girl Missing (Evet, yine göz kırpıyoruz.) Burada asıl karakterimiz Adli Tıp Uzmanı Kat. Tess Gerritsen’in farklı karakterlere olan dokunuşuna hayran kaldığımı belirtmem gerek. Her birini kendi dünyalarında öyle güzel işliyor ki hayran kalmamak elde değil. Gelelim kitabın genel olarak neden beklentilerimi karşılayamadığına; birincisi dediğim gibi bir Tess Gerritsen kitabı okurken beklentim çok yüksek oluyor. İkincisi olay kurgusu gerçekten zekice işlenmiş olsa da beni tatmin edemedi.

Ne yazık ki bu kitabı okurken bir beklenti içine giremedim. Kat’in gerçek bir tehlike içinde olduğunu hissedemedim. Kat’in küçük ayrıntıları yakalaması ve bununla insanların (Özellikle de Bay Q’nun) üzerine gitmesi hoşuma gitti. Yine de sonunda olayların çözüme ulaşması düşündüğüm gibi olmadı. İşte kitabın bu kısmında size alın ve okuyun diyebilirim.

*Diğer ikisinin olduğu gibi Martı yayınlarının çıkardığı bir diğer kitabı ise Bıçak Sırtı. Kitabın arka kapağında “Hangisi daha korkunç? Sevdiğiniz birini mi kaybetmek, yoksa uğruna her şeyden vazgeçmeye hazır olduğunuz hayallerinizi mi?” yazıyor. Tüm kitap boyunca bu soruyu düşünüp durdum. Genç doktorumuz Kate’in de başı bu soruyla belada. Sevdiği birinin ölümünden sorumlu tutulduğu bir dönemde, üstelik işini de kaybedebilir. Bu sefer kitabın ortalarında Kate katilimizi gördüğünü söylüyor. Şaşırtıcı değil mi? Nerede o son dakika bombası? Sabırlı olun, henüz kitabı bitirmedik.

Bu sefer daha gerilimli bir roman sizi bekliyor. Son dakikaya kadar “Hayır, hayır, onu yapma.”diyerek okuyacaksınız. Evet, bir dizi izler gibi kendinizi kaptırmanız söz konusu. Rizzoli & Isles’a daha yakın bir anlatım bulduğum bu kitabı mutlaka okumalısınız.

*Ve maalesef hakkında sadece birkaç satır karalayabileceğim bir diğer kitap; Gece Nöbeti. Her nedense bu kitaba bir türlü başlayıp sonunu getiremiyorum. Üstelik sorun ne Tess Gerritsen’in harika anlatımında ne de çevirilerini çok sevdiğim Selim Yeniçeri’nin çevirisinde. Çeviri yapmak bir kitap yazmaktan daha zordur. Ve Selim Yeniçeri’nin bunu gerçekte başardığını, yazarın dünyasına olabildiğince az müdahalede bulunduğunu bir okuyucusu olarak söylemek zorundayım. Ne kitapları sırf çevirisinden dolayı rafa kaldırdığımı biliyorum. Ama Gece Nöbeti böyle bir kitap değil. Sadece kitabı okumak için doğru anı yakalayamadım. Ama en kısa sürede bu kitaba da bir şans vereceğim.

Ve siz, Rizzoli & Isles serisini okumayanlar, eğer bu kitaplardan birinin bile konusu hoşunuza gittiyse lütfen kendinizi Tess Gerritsen’in dünyasına adım atarken bulun. Tess Gerritsen’i okumak asla bir zaman kaybı olmaz.


Bana güvenin ve kendinizi Tess Gerritsen’e bırakın.

1 Mart 2014 Cumartesi

Kitap Hırsızı - Kitap Yorumu / The Book Thief -Book Review

İşte küçük bir gerçek.
Öleceksiniz.


*



İncelemeden, hakkında uzun süre araştırma yapmadan kitap almama gibi bir özelliğim vardır. Çok nadir zamanlarda kitapçıda denk geldiğim için aldığım kitap sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez. Kitap Hırsızı da bu kitaplardan biri. Geçen yaz okuduğum için ayrıntılı bir yorum yapamayacağım. 

Kitabı farklı kılan ilk özellik olayları Ölüm'den dinliyor oluşumuz. İlk başta konusunu bile okumadan aldığım için şaşırmıştım. Kitabı farklı kılan bu özellik daha sonra hoşuma gitmeye başladı. Amatör bir yazar olarak, yazarın aldığı risk hoşuma gitti. Kimsenin neye benzediğini nasıl düşündüğünü bilmediği "bir şey" size küçük bir kızın , Liesel, hikayesini anlatıyor. 
Daha ilk sayfalar da renkler ve kokularla alakalı küçük bir kısım var. Yazarın bu konuya ustaca yaklaşımı son cümleye kadar sürdürmesi sanki kitap okuyorken aynı anda bir tabloya bakıyormuş izlenimi uyandırıyordu. 
Kitabı yine farklı kılan şeylerden biri içinde bulunan resimler. Kitapçıdan çıktığımda görmüş ve hayal kırıklığına uğramıştım. Başta bir çocuk kitabı gibi resimler barındırması hoşuma gitmese de olay örgüsü ile başarılı bir şekilde bağlantılıydı. 
Kitabın barındırdığı bir diğer özellik de içindeki notlar. Bir nefes süresinde yer alan bu notlar aklınızı dağıtmanız ve hemen kitaba konsantre olmanızı sağlıyor. 

Gelelim konusuna; Markus Zusak'ın kaleminden Ölüm hikayeyi şöyle tanımlıyor;
Bir kız
Kelimeler
Bir Akordeoncu
Birkaç Fanatik Alman
Bir Yahudi Boksör
ve Bolca Hırsızlık.

 Liesel Nazi Almanya'sında kitaplara aşık bir kız.Ölümle ilk karşılaşması bir trenin içinde altı yaşındaki erkek kardeşi öldüğünde yaşanıyor. Ve ardından annesi Liesel'i Himmel sokağına yeni ailesi Hubermann'lara götürüyor. Liesel'in adı cennet anlamına gelen bu sokakta yaşadığı hayatı okuyoruz daha sonra. Rosa ve Hans'ın, Liesel'in yeni ailesi, karakterleri ile dolu dolu bir kitap oluyor Kitap Hırsızı. Liesel'in ilk hırsızlığına tanık oluyor, onu anlamaya başlıyorsunuz. Küçük bir kızın yepyeni bir eve ve çevreye alışırken, bir yandan da kardeşinin ölümünü atlatmaya çalışmasını okuyorsunuz. 

Kitap hırsızı 574 sayfalık bir kitap. Martı yayınlarından çıkan bu kitabı hala okumadıysanız ve filmini izlemektense kitap okumayı tercih ederim diyorsanız bu kitap tam sizlik. 


***

I always make researches about books before I buy them. Yet, The Book Thief is not one of them. Unfortunately, I read this book last summer. So, my review is limited. The first interesting thing about the book is The Death. Death tells you the story of Liesel, the book thief. As an amateur writer, I like the style of author, Markus Zusak. Nobody knows that how Death thinks and looks. Other issue is about colors. Death always talks about colors. Also, that colors have own meaning because of certain time. Another thing is paintings. Firstly, I was really disappointed for looking that paints. I thought that Oh, god I bought a children book. With time, paints gained meaning. Actually, that makes book one of my favorites.  Also, some parts contain notes. I also found that these notes keep alive readers.

So, what is the story of The Book Thief?
Markus Zusak’s Death tells us;

A Girl
Words
An Accordionist
A few Fanatic Germans
A Jewish Boxer
A Plenty of Theft

Liesel is a girl who loves books in Nazis Germany. When Liesel faced with Death for the first time, she lost her six years old brother in a train. And then her mom gave her to Hubermann in Himmel street. This little girl tries to orient herself to her new family, new social environment, while tries to overcome her six years brother’s death.

The Book Thief is only 574 pages. If you do not like watch films of books, I recommend you to read this beautiful book.


*Fotoğraf  www.oscarfavorite.com adlı siteden alınmıştır.

Böğürtlen Kışı - Kitap Yorumu/ Blackberry Winter Book Review



Sarah Jio’nun okuduğum ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Yazarın akıcı diline, sürükleyici kurduğu olay örgülerine dair sayfalarca blog okuyup bu kitabı almıştım. Ama şöyle bir gerçek var, beni kitaba çeken şey Vera oldu. Yeni bir yazarın kitabına başlamak hiç bilmediğiniz bir dünyaya adım atmak gibidir. Tereddütlerim vardı. Bu yüzden aklında soru işareti olan başka insanlara kısaca merhaba demek istedim. 
Sarah Jıo’nun kitaplarından birini bile okumadıysanız Böğürtlen Kışı ile başlayabilirsiniz. Lütfen, kendinizi bu sıcakkanlı yazarın dünyasına bırakın. Vera’nın hüzünlü ve kısa hikâyesinin sizi sarmasına izin verin. Her nedense olayları inceleyen Clarie olmasına rağmen beni asıl vuran Vera’ydı. Onun nasıl hissettiğini anladığım bir kitaptı Böğürtlen Kışı.

*Kristin Hannah kitaplarını seviyorsanız, hiç durmayın. Karşılaştırmak anlamsız olur ama aynı dairenin içinde olduklarını söyleyebilirim.
*Olay örgüsü hızlı gelişiyor. Ben sonunu tahmin ettiğim halde elimden bırakamadım ve bir gecede bitirdim.
*Olay örgüsü belki hızlı ilerlediği için bazı yerlerde “Bu da ne şimdi?” dediğim oldu. Yine de bir bütün olarak bakıldığında kendini telafi eden bir kitap.

Böğürtlen Kışı’nda ne bulabilirsiniz?

Öncelikle tarihi bir yanı var kitabın. Sizi geçmişe ve günümüze sürüklemesi yorucu değil, tam aksine geçişlerden zevk alıyorsunuz. Vera’yı okumanın benim için daha ilgi çekici olduğunu söylemiştim yine de Clarie anlattığında da okumaktan zevk aldım.

Annelik. Bir sosyoloji öğrencisi olarak annelik kavramının neye denk geldiğini az çok biliyorum. Fakat bazen bilmek yetersiz kalır ya bu kitapta bunu hissediyorsunuz. Benim hayatımda iki yaşında bir minik var. Belki bu yüzden kendimi Vera’nın yerine koymakta zorlanmadım. Yine de Annelik kavramı kitabın son sayfasında bile sarsıcı bir şekilde işlenmişti.

Pembe hayallerle başlayan, fakat hayatın gerçeğini gösteren bir kitap, Böğürtlen Kışı. Vera’nın bebeği Daniel’in babası Seatle’ın en köklü ve zengin ailesinin oğlu. Vera ise sürekli delik ayakkabılar ile gezmek zorunda kalan fakir bir kız. Zengin erkek ve fakir kızın sinderalla hikayesi okuduğunuzu zannediyorsan yeniden düşünün. Hayatın gerçeklerini, sınıf farkını bir kez daha Lon hikaye girdiğinde görüyorsunuz. Aynı durumda olan insanların bile arasındaki sınıf ve statü farkını çok güzel yansıtmış Sarah Jio.

Son olarak yazarımızın son derece sevimli ve samimi yaklaşımına hayran kaldığımı söylemek zorundayım. Kitabın sonundaki hikayenin çıkış noktasını anlatışına bayıldım. Üstelik kitabın ismine gerçekten aşık oldum.
Kısacası kurgu sizi içine çektiyse etkileyici bir kitaba başlamak üzeresiniz demektir.



Kitap ayracı bile kitabı almamızı söylemiyor mu?


Spoiler



Nedense ilk sayfasından beri sonunu bildiğim halde kitabın kötü bitmesi gerektiğini düşünmüşümdür. Benim için Thomas’ın Daniel olması daha gerçekçi bir hikaye olurdu. Josephine’nin sorunları olduğu apaçık ortadayken bunu yapmasını beklerdim. Üstelik Thomas da bir başka hikaye iken ona değinilmemiş olması kitabın bir eksisi. O da en az Daniel ve Clarie’ın bebeği kadar üzücü bir hikayeye sahip.  

Bir diğer ayrıntı ise Max ve mezarları saran böğürtlenler... Kuş katili diye adlandırılan kadın, çocukları dinlemeyen ve hayal kurduklarını düşünen büyükler... 
Kısacası çok etkiledim. 10 puanlık bir değerlendirmede kesinlikle benden 9 alacak bir kitap.

***


Blackberry Winter is the first book of Sarah Jio that I read. For me, in this book, fascinating thing is Vera’s story. Of course the language of book is crucial in that sense, however I am really affected by story itself. It is something else to start a new writer that you know nothing about his or her style, imaginary world. So, if you have question marks in your head about this book, I just want to say Hı! I had also question marks in my head. Trust me and start with Blackberry Winter, if you did not read one of her books. Please, enjoy with this lovely writer’s world. Let the sad and short story of Vera warp you.

*If you like Kristin Hannah’s style, just check out Blackberry Winter. I do not say that they are same kind, but in the same circle.
*The plot develops quickly. Although I guessed the end of the story, I finished it within a night.  
*Maybe because the plot develops quickly, some parts are not convincing. Still, for a whole it is a good job.

What can you find in the Blackberry Winter?

Firstly, there is a side of history in this book.  Dragging to you past and today is not exhausting, but tasteful. For me, Vera part is more interesting. Still I enjoyed while read Claire part.

Motherhood. As a sociology student, I know which meanings are hiding in motherhood. However, you will not just find motherhood, but feel.

Also, you can find the reality, not a fairy tale. You start with love of a rich man, Charles, and poor girl, Vera. But as you can know, there is no such thing in world which we live in.


Lastly, I like to say that I admire the author’s approach. She is so kind for Turkish readers. Thanks to her for that lovely book. And I really love the name of book.